
Uzunca süre göç alanında çalıştım. Sektör değiştirmemin en büyük nedenlerinden biri, insanlara faydam kalmadığını ya da faydamın bittiğini fark ettiğim gün oldu. Mültecilerle çalışmak için imkânsıza inanmanız gerekir.
Bugün tren istasyonunda, iş için yola çıkmadan önce bir şeyler yemek istedik. Zamanımız da kısıtlıydı; trenin kalkmasına 30 dakika vardı. Derken biri siparişleri masamıza bıraktı ve hemen arkasını döndü. Kafamı kaldırmamla o sesi tanımam bir oldu. Ferhat’tı.
Hani şu süper model hayalleri kuran, savaşta yüzünde derin bir yara açıldığı için bunu engel gören, masmavi gözleriyle ışıldayan muzır çocuk. Hemen sarıldık birbirimize. Öyle tanıdık, öyle gururlu bir sarılma ki…
Ferhat süper model hayallerinden, ayağının üzerinde duran hayallere terfi etmişti. Evlenmiş, kamptan kendi evine çıkmıştı. Hatta külüstür, ikinci el bir araba bile almış, restoran müdürü olmuştu. Şimdi sırada kendi temizlik şirketini açmak varmış. En güzel haberse şu: Ferhat 12 yılın sonunda ilk kez ailesini görmek için ülkesine gidecekmiş.
Onunla öyle gurur duydum ki… Bizim Ferhat da dağ deldi sonunda. Ama onun Şirin’i tek bir kişi değil; bu 12 yılda uğruna emek verdiği her şeydi. Ferhat gibi nicesine aynı mutluluğu, aynı huzuru diliyorum.
İyi ki 8 yıl o işte çalışmışım, iyi ki bu güzel insanları tanımışım. Onlar sayesinde çok şey öğrendim. En önemlisi de hayal kurmanın ne kadar önemli olduğunu.
Belki Şirin’inize hiç ulaşamayabilirsiniz. Ama o dağı delmeye değer kılan şey, ulaşmak değil; uğruna kazma sallayabilecek bir hayalinizin olmasıdır. Çünkü imkânsız sandığımız şey, çoğu zaman bizi asıl iyiye götüren yoldur.
Veröffentlicht von