Bazen birinin ardından yas tutmak için ölmesine gerek yoktur. Hatta o insan hâlâ hayatınızdayken bile ardından yas tutarsınız; sadece adını koyamazsınız.
Özellikle aile içinde bu çok sık yaşanır. Bir gün fark edersiniz ki yerinizi biri almıştır. Siz ise sessizce iç çemberden dış çembere transfer olmuşsunuzdur. Ne basın açıklaması yapılır ne de bonservis ücreti ödenir. Sadece bir gün artık eskisi kadar aranmadığınızı fark edersiniz.
Türkiye gibi toplumlarda çekirdek aile kurulduğu anda görünmez bir yazılım devreye girer. Sistem güncellemesi gelir:
“Tebrikler! Artık birey değilsiniz. Bundan sonra sadece eşsiniz.”
Ve diğer ilişkiler yavaş yavaş arka plana alınır.
Üstelik bunu bize çocukluktan itibaren oldukça romantik cümlelerle öğretirler:
- Evin direği erkektir.
- Yuvayı dişi kuş yapar.
- Erkeğin elinin kiri.
- Evlilikte keramet vardır.
- Kol kırılır, yen içinde kalır.
Ve daha niceleri…
Şimdi bazılarınız “Bunun bunlarla ne ilgisi var?” diye düşünebilir.
İlgisi şu: Toplum, evliliği merkeze koyarken diğer ilişkilerin zamanla zayıflamasını normalleştiriyor. İnsan artık birey olarak değil, bir eş olarak tanımlanmaya başlıyor. Kararlar ortak alınıyor, zaman ortak planlanıyor, öncelikler değişiyor. Bunun sonucunda kardeşlik, dostluk, kuzenlik hatta bazen ebeveyn-çocuk ilişkisi bile arka planda kalabiliyor.
Peki insan bu kopan bağların yerine ne koyuyor?
Çocuğunu…
İşini…
Kavgalarını…
Hobilerini…
Bazen de “Biz zaten mutluyuz.” cümlesini.
Çünkü insanın bir yerden beslenmesi gerekiyor.
Sonra biri çıkıp otuz yıllık kardeşini, kuzenini ya da dostunu özlediğinde hemen teşhis hazır:
“Takıntılı.”
“Saplantılı.”
“Geçmişte yaşıyor.”
Oysa çoğu zaman mesele bundan çok daha basittir.
“Otuz yıllık bir ilişki nasıl bu kadar sessiz bitebilir?”
“Nasıl olur da aynı takımdayken birbirimize yabancı oluruz?”
“Neden eskisi gibi devam edemiyoruz?”
İnsan bazen sadece bunun cevabını arıyordur.
Elbette herkesle eskisi kadar yakın olmak mümkün değildir. İnsan zamanını ve enerjisini sınırlı sayıda ilişkiye ayırabilir. Buna itirazım yok.
Benim sorduğum soru başka:
Sevdiğiniz insanların sizi yavaş yavaş hayatlarından çıkarması…
Sizi görmemesi…
Duymaması…
Merak etmemesi…
Bunun nesi normal?
Üniversite okumak ya da evlenmek için evden ayrılan çocuklara bakalım. Yıllar sonra birçok anne ve baba eski yakınlığı yeniden kurmak ister. Ama o sırada karşı tarafta yıllarca tutulmuş bir yas vardır. O boşluk çoktan hissedilmiş, kabullenilmiş, hatta tükenmiştir.
“Sevmek emektir.” sözü boşuna söylenmemiştir.
Çünkü emek verilmediğinde geriye çoğu zaman sessizce büyüyen bir yalnızlık kalır.
Ve belki de en ironik olanı şudur:
WhatsApp bunu sadece bir sistem bildirimi olarak görür:
”… aile WhatsApp grubundan ayrıldı.”
Oysa bazen ayrılan bir WhatsApp grubundan değil, yıllarca ait olduğun hayattan ayrılmıştır.
Veröffentlicht von