Bir Bankın yalnızlığa çözümü

Hamburg, Hafencity

Bu bank benim direkt evimin önünde.

İlk taşındığımda görünce “Bu bir işaret olsa gerek” dedim. Evren sonunda durumumu fark etmiş, ama benimle doğrudan iletişime geçmek yerine Alman bürokrasisi üzerinden ilerlemeyi tercih etmişti.

Bankın üzerinde:

“Gesellige Bank – Setzen Sie sich gerne dazu!”

Yani kabaca:

“Gel otur. Konuşalım. Birbirimizi tanımamıza gerek yok. İnsan olman şimdilik yeter.”

Ben tabii projeyi ciddiye aldım.

Hemen hemen her gün Türk kahvemi yapıyorum, aşağı iniyorum, bankıma oturuyorum ve bekliyorum.

Ben hazırım.Kahve hazır.Bank hazır.Belediye hazır.İnsan yok.

Şu ana kadar projenin en aktif katılımcısı benim.

Biraz daha böyle devam edersem belediyeden performans değerlendirmesi bekliyorum:

Filiz: 73 oturumTürk kahvesi: 73Yeni insan: 0Sosyal etki: İnceleniyor

Ama pes etmiyorum.

Çünkü belki bir gün biri gerçekten gelecek, yanıma oturacak ve konuşacağız.

Gerçi o zaman da büyük ihtimalle yıllardır beklediğim o tarihi karşılaşmada heyecandan:

“Bugün hava da değişik.”

diyeceğim.

İnsanlığın binlerce yıllık komünal yaşam deneyimini Hamburg hava durumuyla yeniden başlatacağız.

Hâlâ karar veremediğim şey şu:

Bu bank gerçekten yalnızlığa karşı düşünülmüş bir sosyal proje mi, yoksa modern insanın yalnızlığının üzerine dört vida atıp:

“Tamamdır arkadaşlar, çözdük.”

dediğimiz başarılı bir marketing çalışması mı?

Çünkü düşününce olay biraz absürt.

İnsan binlerce yıl topluluklar halinde yaşamış. Birbirine muhtaç olmuş, birlikte yemek yemiş, çocuk büyütmüş, kavga etmiş, barışmış, kapısını çalmış, şeker istemiş.

Sonra modern hayat gelmiş ve bize:

Kendi kendine yet.Kimseye muhtaç olma.Sınırlarını koru.Alanını koru.Enerjini koru.Toksik insanları hayatından çıkar.

demiş.

Biz de söz dinlemişiz.

Herkesi çıkarmışız.

Şimdi parkta oturmuş insan arıyoruz.

Almanya da pratik memleket tabii.

Sorun:

Yalnızlık.

Çözüm:

BANK.

Alman mühendisliğine saygım sonsuz. Yalnız insan ilişkilerine henüz Bluetooth bağlanamadığı için sistem biraz manuel çalışıyor.

Bir de son yıllarda Almanya’ya gelen expat’ler var.

Onların Almanlar hakkındaki şikâyet repertuvarı da aşağı yukarı aynı:

“Çok mesafeliler.”“Arkadaşlık kurmak çok zor.”“İnsan ilişkileri çok yüzeysel.”

Haksız da değiller.

Ama sonra bir bakıyorsun, Almanları eleştirenlerin önemli bir kısmıyla ilişki de aynı sistemle çalışıyor:

Sen ararsan var.Sen yazarsan var.Sen “hadi görüşelim” dersen var.Sen durursan…

Sistem çevrimdışı.

Bir noktada insan ister istemez düşünüyor:

Acaba arkadaşlık bitti mi?Yoksa hiç başlamadı da ben mi arkadaşız sandım?

İkinci ihtimal insanın özgüvenine özellikle çok iyi geliyor. Tavsiye ederim.

Bir de evden çalışıyorsan durum iyice enteresan.

Eskiden işe giderken koridorda biriyle karşılaşıyordun. Kahve alırken iki laf ediyordun. Birisi masanın yanından geçip sana tamamen gereksiz bir şey anlatıyordu. Sen de içinden:

“Allah’ım bir sus.”

diyordun.

Şimdi kimse anlatmıyor.

Meğer sosyalleşiyormuşuz.

Sabah bilgisayarı açıyorum.

Teams.

“Günaydın.”

“Sesim geliyor mu?”

“Ekranımı görebiliyor musunuz?”

“Filiz mute’tasın.”

Akşam bilgisayarı kapatıyorum.

İnsanlıkla temas başarıyla tamamlandı.

Sonra Türk kahvemi alıp belediyenin benim sosyal hayatım konusunda benden daha fazla sorumluluk aldığı banka iniyorum.

Bir de biz Türklerin bu konuda tarihsel bir özgüveni var tabii.

“Ay Almanlar çok yalnız.”“Bizde aile var.”“Bizde komşuluk var.”“Biz sıcak insanlarız.”

Tabii canım.

Komşunun adını bilmiyoruz.

Arkadaşımıza üç haftadır cevap vermiyoruz.

“Bir ara mutlaka görüşelim” dediğimiz insanlarla son görüşmemiz pandemi öncesi.

Aileyle ilişkiyi WhatsApp grubunda “Hayırlı cumalar b.tches” üzerinden sürdürüyoruz.

Habersiz kapı çalınca da önce dürbünden bakıp:

“Kim bu şimdi?”

diyoruz.

Ama kolektifiz.

Çünkü henüz bankın üzerine yazmadık.

Belki de Almanlarla aramızdaki fark giderek şuna dönüşüyor:

Onlar yalnızlaşmış ve fark etmiş.Biz yalnızlaşıyoruz ama hâlâ Almanlarla dalga geçiyoruz.

Yani mesele Alman, Türk ya da expat olmak değil belki de.

Modern ve bireysel hayat hepimize aynı şeyi öğretiyor:

Kendi kendine yet.

O kadar çok tekrarladık ki sonunda birbirimize ihtiyaç duymayı neredeyse karakter zayıflığı sanmaya başladık.

Halbuki bağ dediğin şey belki de çok daha basit.

Kendin gibi olabildiğin.

Aynı düzlemde konuşabildiğin.

Birbirini hatırladığın.

Birbirinin hayatında yer kaplamaktan utanmadığın.

Ve en önemlisi:

Birbirinize ihtiyaç duymaktan utanmadığınız ilişki.

Belki modern dünyanın en büyük ironisi de burada.

İnsana ihtiyaç duymamayı güç sandık.

Sonra yalnız kaldık.

Sonra yalnızlığa çare aradık.

Sonra bir bank yaptık.

Sonra bankın üzerine:

“Birbirinizin yanına oturabilirsiniz.”

yazdık.

Şimdi geriye yalnızca insan kaldı.

Ben bekliyorum.

Kahvem de yanımda.

Bir gün biri gerçekten yanıma oturursa ilk sorum hazır:

“Siz tabela için mi geldiniz, yoksa sizin de kimseniz mi yok?”

Olmadı hava durumundan gireriz.

Bağ kurmak kolay değil. Bankı koymuşlar, gerisi hâlâ bize kalmış.

Veröffentlicht von

Hinterlasse einen Kommentar