Kalabalık bir masada oturuyorsun.
Her şey yerli yerinde.
Gülüşler, sesler
bir anlığına ısıtıyor.
Sonra bir şey oluyor.
Adını koymuyorsun.
Sadece hissediyorsun.
Görünmez bir çizgi çekiliyor
kimin çevresine,
bilmiyorsun.
Duruyorsun.
Bakıyorsun.
Anlamaya çalışmadan önce
susuyorsun.
Belki eskiden kalan bir boşluk.
Belki temkinle büyümüş bir güven.
Belki de yaklaştığını sandığın yerde
bir adım geriye düşmek.
Hâlbuki emek vardı.
Birlikte tutulmuş zaman.
Bir yer açılmıştı hayatta.
Ama yine de
bir şey kapanıyor.
İnsanı ürküten de bu zaten:
Dayanacak bir yer sanmak,
yaslanmak istemek,
kendin gibi durmak.
Hayat uzun anlatılara izin vermiyor.
Kaybı olan bilir.
Eksilme
hep ihtimal olarak durur.
İnsan kaybetmek
çoğu zaman sessizdir.
Bazen gidiş değildir.
Bazen yokluktur.
Ölüm
insana yakınlığı öğretir.
Ama hayat
herkese aynı mesafeyi istemez.
O yüzden
fazla açık olanlar
çoğu zaman
fazla kalır.
Belki mesele budur.
Belki de
adını koyamadığın o an.
Veröffentlicht von