Sessiz İnflamasyon ve Sistem

Bu yazı, sağlık sistemlerinin karmaşık durumlar karşısındaki çaresizliğini mi anlatıyor, yoksa bireyleri yeterince ciddiye almamasını mı, karar vermek zor. Yıllar geçiyor ve kişinin günlük yaşam kalitesi giderek düşüyor. Şeker, tansiyon ve kolesterol değerleri normal. Ancak görünmeyen bir yerde bir enfeksiyon var. CRP değerine eşlik eden lökosit yüksekliği mevcut. Ve bu tablo yıllarca değişmeden devam ediyor.

Bu süreçte kişinin hayatında şu belirtiler ortaya çıkıyor:

Genel rahatsızlık hali: Sürekli yorgunluk, bitkinlik ve halsizlik.

Psikolojik ve bilişsel belirtiler: İsteksizlik, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, sinirlilik, depresif ruh hâli.

Ağrılar: Net bir nedene bağlanamayan, yaygın baş, kas ve eklem ağrıları. Sindirim sistemi: Şişkinlik, karın ağrıları ve düzensiz bağırsak hareketleri.

Cilt ve bağışıklık sistemi: Cilt problemleri (kızarıklıklar, döküntüler), sık geçirilen enfeksiyonlar ve soğuk algınlıkları; hastalık sonrası toparlanamama.

Uyku ve sinir sistemi: Uyku bozuklukları, gece terlemeleri, baş dönmesi.

Görme: Zaman zaman bulanık görme. İleri süreçte: Organlarda hasar gelişimine kadar ilerleyebilen klinik tablolar.

Bu tablo çoğu zaman ya “psikolojik” olarak değerlendirilir ya da herhangi bir açıklama yapılmadan kişi taburcu edilir. Çevre tarafından da yeterince ciddiye alınmaz. Kişi zamanla, herkes gibi, yaşadıklarını görmezden gelmeye çalışır; ağrı kesicilerle günü kurtarmaya yönelir. Ancak bu süreç uzadıkça, kimse tarafından ciddiye alınmamak kişide kaçınılmaz olarak öz-şüphe yaratır.

Ta ki bir gün başka bir hekim şu klinik değerlendirmeyi yapana kadar:

“Mevcut bulgular gözden kaçırılmış. Aktif bir enfeksiyon odağı saptanıyor ve gözlenen semptomlar bu durumla ilişkilidir. Bu tablo sessiz inflamasyon olarak tanımlanır. Eşlik eden fibromiyalji ile birlikte değerlendirildiğinde, klinik seyir belirgin şekilde ağırlaşmaktadır.”

Bu noktadan sonra ileri tetkikler gündeme gelir. İskelet sintigrafisi ilk basamaklardan biri olur. Ancak asıl kırılma noktası, yıllar boyunca görmezden gelinen bilimsel verilerin ilk kez ciddiyetle ele alınmasıdır.

Belki geçen on yıl çok daha yüksek bir yaşam kalitesiyle geçirilebilirdi; özellikle de gençlik dönemi. Bugün ortaya çıkan uzun dinlenme ihtiyacı, çabuk yorulma ve benzeri semptomlar, geriye dönüp bakıldığında daha anlamlı hâle gelmektedir. Sessiz inflamasyon çoğu zaman hafife alınsa da, bireyin fiziksel, psikolojik ve sosyal yaşamını derinden etkileyebilen, hatta tamamen altüst edebilen bir klinik tablodur. Özellikle yeterli bir psikolojik güven alanına sahip olmayan bireylerde bu etki çok daha yıkıcı olmaktadır.

Bu süreçte iyi niyetle akıl vermeye çalışan ve bilimsel tıptan uzak, sözde “alternatif” yöntemler öneren insanları anlamaya çalışmak mümkündür; ancak burada net olmak gerekir: Tıp, alternatif tıp değildir. İnsan bedeninde ortaya çıkan hiçbir belirti nedensiz değildir ve her semptomun bilimsel olarak açıklanabilir bir karşılığı vardır.

Alternatif yaklaşımlar en fazla kısa süreli bir psikolojik rahatlama sağlar; bir plasebo etkisi yaratır. Bunun ötesinde, özellikle uzun süreli ve karmaşık klinik tablolar söz konusu olduğunda, bu tür yönlendirmeler hastayı yanlış bir güven duygusuna sürükler, tanı sürecini geciktirir ve çoğu zaman durumu daha da ağırlaştırır. İyi niyetle verilen bu “akıllar”, kişiyi iyileştirmekten çok yalnızlaştırır ve yükünü artırır.

Bu nedenle yapılması gereken şey akıl vermek değil, kişinin yanında durmaktır. Çünkü hiç kimse doktor değildir; özellikle de tıbbi eğitimi olmayan bireyler. Bilgiye dayanmayan yönlendirmeler, hastanın yaşadığı belirsizliği ve çaresizliği derinleştirir.

Asıl eleştirilmesi gereken nokta ise hastaların bu tür arayışlara itilmiş olmasıdır. Bilimsel verilerin yıllarca göz ardı edildiği, semptomların psikolojik etiketlerle geçiştirildiği ve hastanın ciddiye alınmadığı bir sağlık sistemi, bireyleri kaçınılmaz olarak bilim dışı çözümlere yöneltir. Burada sorun hasta değildir; sorun, hastayı sistematik biçimde görünmez kılan yaklaşımlardır. Tıbbın sorumluluğu belirsizliği normalleştirmek değil; araştırmak, açıklamak ve hastaya güvenilir bir zemin sunmaktır.

Sağlıcakla kalın!

flz

Veröffentlicht von

Hinterlasse einen Kommentar